Hepimiz biliyoruz ki “Mutlu çalışanlar, mutlu ve bağlı müşteriler yaratır”. Bu kadar kült bir sözü özellikle kriz zamanlarında çok daha iyi anlamalıyız.  Aynı zamanda bu bakış açısını, kriz yönetiminde öncelikli önlemlerimiz arasına almamız gerekmektedir. Kriz zamanlarında ilk olarak başvurulan tasarruf tedbirleri ve işten çıkarmalar kadar çalışan motivasyonunu ve mutluluğunu önceliklendirerek, aslında tahminimizden çok daha verimli ve efektif bir şirket yapısı yaratabileceğimizi biliyoruz. Peki ama kriz zamanlarında hiçbir maliyetli aksiyon almadan, çalışan bağlılığını ve mutluluğunu nasıl yaratacağız? sorunuzu duyuyor gibiyiz ve sizlere bu konuyla ilgili birkaç öneride bulunmak istiyoruz.

Sürekli ve Açık İletişim

İletişimin olmadığı her yerde mitler ve dedikodular yayılır. Şirketlerimizde gizli tutmaya çalıştığımız her konu aslında herkes tarafında biliniyordur ve hatta birçok farklı eklentiyle kulaktan kulağa değişime uğrayarak yayılmaktadır. Bu tehlikeli durumu engelleyecek tek aksiyonun çift taraflı açık iletişim olduğunu düşünmekteyiz. Şirketlerde alınan kararlar zor da olsa açıkça çalışanlarla paylaşılmalı, onların geri bildirimleri uygun bir kanalla toplanmalıdır. Böylece çift yönlü iletişim sayesinde karşılıklı empati geliştirme olanağının artması gibi, zorluklara bir aile bütünselliğinde karşı koyma motivasyonu da gelişmiş olacaktır. İletişimi durdurmak sorunları yok etmez, aksine yöneticileri kısa bir süre sonra çok daha kompleks sorunlarla uğraşmak zorunda bırakır.

Ölçme ve Geri Bildirim Çok Daha Önemli

“Ölçmediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz.” sözüyle yola çıkarsak, kriz zamanlarında çalışanlarımızdan alacağımız geri bildirimler çok daha büyük önem kazanmaktadır. Bu ölçümlemeler sonucunda biliyoruz ki, çok da iyi sonuçlar çıkmayacaktır ancak çalışanlarımızın o dönemde hangi hassasiyetlerinin olduğunu öğrenmek ve o noktalarda yaratacağımız farklılaşma belki de şirketimizi sektörde çok daha farklı bir yere taşıyacaktır. Basit bir dokunuş, çok daha büyük bir duygusal bağlanmayı getirebileceği gibi, kriz zamanında güçlü bir işveren markası yaratmamıza da yol açabilecektir. Ancak bu, doğru iç görüyü doğru zamanda içeriden alabilirsek mümkün olabilecektir.

Çalışanları da Krize Dahil Edin

Özellikle zor zamanlarda çalışanları sorunlara ve sıkıntılı süreçlere dahil etmek sandığımızdan çok daha büyük bir motivasyon yaratmaktadır. Şirket veya yönetim bir şeyler yapmalı gibi zaman zaman bizlerin de şikayet ettiği bu algıyı biraz da bizler yaratıyoruz gibi geliyor bize. Yöneticiler çalışanlarla birlikte çözüm yaratma takımları kurarak, aslında ortak aklı oluşturmakla çalışanları da sorunların birer ortağı haline getirmelidir. Bu aslında çalışanlarda çok daha fazla sahiplenme ve çözüm üretme kısacası dahil olma psikolojisi geliştirerek, manevi motivasyonlarda da gözle görülür bir gelişme yaratacaktır.

Daha Çok Fark Edin, Daha Çok Takdir Edin

Bir işe yaradığını bilmek ve fark edilmek her insanın duygusal bir ihtiyacıdır. Çok ilginçtir ki, çoğunlukla duygusal ihtiyaçlarımız için yaşam faaliyetlerimizi gerçekleştiririz. Böylesi varoluşsal bir ihtiyacı şirketlerimizde son sıralara koymak ne kadar büyük hata aslında. Özellikle kriz zamanlarında, çalışanlarımızı da sürece dahil etmek ve varlıklarını fark etmek onlarda sandığımızdan çok daha büyük bir etki yaratacaklardır. Yaptıkları her işte fark edilmek ve takdir edilmek, çalışanların da kendi yaşam amaçlarını yerine getirmelerini sağlayacaktır. Bu durum onların yeniden başarılı hissetmek için daha mutlu ve daha aktif birer çalışan olmalarını da beraberinde getirecektir.

Özellikle kriz zamanlarında önemi daha da artan çalışan bağlılığı ve mutluluğu gibi fark yaratabileceğiniz konuları Sorwe ile çok daha keyifli bir deneyime dönüştürmekteyiz. Çalışan deneyimini insan analitiğiyle birleştirerek, elde ettiğimiz bulgularla aslında en büyük gücünüzün çalışanlarınız olacağını fark edecek, küçük dokunuşların nasıl sihirli bir performans artışı getirdiğini göreceksiniz.

Emrah Ertürk / CEO

Sorwe